Birine “Nasılsın?” diye sorduğumuzda artık cevap almıyoruz.
Bir bildirim alıyoruz.
Ekranlarımız dolu.
Mesajlar, hikâyeler, yorumlar, sesler…
Ama tuhaf bir boşluk var arada.
Sanki herkes konuşuyor ama kimse gerçekten bir şey söylemiyor.
Belki de sorun tam burada başlıyor.
Eskiden birini merak etmek, onun kapısını çalmak demekti.
Şimdi profilini kontrol etmek.
Eskiden birini özlemek, bir ses duymak istemekti.
Şimdi son görülmesine bakmak.
Her şey daha hızlı.
Ama hiçbir şey daha derin değil.
Bir arkadaşınla aynı masada oturup, iki farklı dünyada gezdiğin anlar oldu mu?
Konuşuyormuş gibi yapıp aslında sadece zaman doldurduğun…
Ya da biri sana bir şey anlatırken, gözlerinin içine değil de ekrana baktığın?
Bunlar küçük şeyler gibi görünüyor.
Ama aslında büyük bir kırılmanın parçaları.
Çünkü insan, anlaşılmadan yaşayamaz.
Ama artık anlaşılmaya çalışmıyoruz bile.
Herkes kendini anlatıyor.
Ama kimse gerçekten dinlemiyor.
Bu yüzden ilişkiler yoruyor.
Çünkü bağlantı var, bağ yok.
Birinin hayatını her gün izleyebilirsin.
Ama onu hiç tanımıyor olabilirsin.
Onunla her gün konuşabilirsin.
Ama hiç temas etmiyor olabilirsin.
Ve en kötüsü şu:
Bu durum artık normal geliyor.
Yalnız hissettiğimizde bile, yalnız olmadığımızı kanıtlayan onlarca veri var elimizde.
Ama his değişmiyor.
Çünkü yalnızlık, insan sayısıyla ilgili değil.
Bağ kurabilme kapasitesiyle ilgili.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Gerçekten kiminle bağ kuruyorum?
Ve daha zor olanı:
Ben gerçekten orada mıyım?
Bir mesaj yazarken, birine cevap verirken, bir hikâye paylaşırken…
Gerçekten orada mıyız, yoksa sadece görünür müyüz?
Çünkü görünür olmak kolay.
Ama var olmak…
Biraz cesaret istiyor.
Belki de bu yüzden herkes online.
Ama kimse gerçekten orada değil.